Bismillahirrahmanirrahim
"Ey inanmis olan kullarim, muhakkak, benim mülküm olan yeryüzü (çok) genistir.. BU AYETTE HİCRET EMREDİLMİŞTİR..hicret ediniz....
KALPLER ANCAK ALLAHIN ZİKRİYLE TATMİN OLUR...!!
Kalpleri Allahı anmak hususunda katılaşmış olanlara yazıklar olsun onlar apaçık delalet içindedirler (zümer suresi /22ci ayet )
Sırtımda, taşınmaz yükü göklerin; Herkes koşar, zıplar, ben yürüyemem! İsterseniz hayat aşını verin; Sayılı nimetler bal olsa yemem!
Ey akıl, nasıl delinmez küfen? Ebedi oluşun urbası kefen! Kursa da boşluğa asma köprü, fen, Allah derim, başka hiçbir şey demem!
Emanet
Bir anlık emanetle ne türlü övünelim; Gel, rahmet kapısında ağlayıp dövüşelim!...
Necip Fazıl Kısakürek 1982
Çırpınır
Dinle, kulağını ver de mezara! Ölüler evlattan yana çırpınır. Nesiller arası korkunç manzara; Domuz yavrulayan ana çırpınır. Kalbten kazıdılar iman sırrını; Her günün bugünden beter yarını. Acı rüzgarlara vermiş bağrını Türk Bayrağı yana yana çırpınır.
Necip Fazıl Kısakürek
Ağzımı Dikseler
Tel tel ve iplik iplik dikseler de ağzımı; Tek ses duysalar; Allah... Yoklayanlar nabzımı.
Necip Fazıl Kısakürek 1973
Büyük Randevu
Büyük randevu... Bilsem nerede, saat kaçta? Tabutumun tahtası, bilsem hangi ağaçta?
Necip Fazıl Kısakürek 1958
Allah ve İnsan
Seni aramam için beni uzağa attın! Alemi benim, beni kendin için yarattın!
Necip Fazıl Kısakürek 1972
Allah Diyene
Her şey, her şey şu tek müjdede; Yoktur ölüm, Allah diyene Canım kurban, başı secdede, İki büklüm, Allah diyene
Akıl, kırık kanadı hiçin; Derdi gücü 'nasıl' ve 'niçin'... Bağlı, perçin üstüne perçin, Benim gönlüm Allah diyene... Necip Fazıl kısakürek 1972
KADER
Kader , beyaz kağıda sütle yazılmış yazı; Elindeyse beyazdan , gel de sıyır beyazı!...
VARLIK
Tek neşe bu dünyada, var olmanın sevinci; Ve tek ilim, varlığın bilinmeden bilinci...
EKSİK
Göz attığım her şeyde işte o şeydir eksik; Mekan kopuk kopuktur , zaman da kesik kesik...
SAYILAR
Sayılar yalnız Bir’in kendi dalgalanışı, Sayılar kemmiyetin keyfiyeti anışı...
BU DÜNYA
Bu dünya bir tamam’dan eksiklikler alemi; Kopuşlar , ayrılıklar, kesiklikler alemi...
YENİ Tohum çatlar da bilmem, kafa nasıl çatlamaz?... Yeni odur ki, solmaz , pörsümez, bayatlamaz.
OYUNCAK
Kırıldı oyuncağım, artık bir daha gülmem; Toz olur, toprak olur, duman olurum ölmem!
O ERLER Kİ...
O erler ki , gönül fezasındalar, Toprakta sürünme ezasındalar. Yıldızları tesbih tesbih çeker de, Namazda arka saf hizasındalar. İçine nefs sızan ibadetlerin, Birbiri ardınca kazasındalar. Günü her dem dolup her dem başlayan, Ezel senedinin imzasındalar. Bir an yabancıya kaysa gözleri, Bir ömür gözyaşı cezasındalar. Her rengi silici aşk ötesi renk; O rengin kavuran beyzasındalar. Ne cennet tasası ve ne cehennem; Sadece ALLAH’ın rızasındalar.
KAHRAMANLIK
Ne varsa çöplüğe at, belli başlı zamanlık; Ölümü öldürmekte olanca kahramanlık.
ŞARKIMIZ
Kırılır da bir gün bütün dişliler , Döner şanlı şanlı çarkımız bizim. Gökten bir el yaşlı gözleri siler, Şenlenir evimiz barkımız bizim. Yokuşlar kaybolur , çıkarız düze, Kavuşuruz sonu gelmez gündüze. Sapan taşlarının yanında füze, Başka alemlerle farkımız bizim. Kurtulur dil, tarih, ahlak ve iman; Görürler, nasılmış , neymiş kahraman! Yer ve gök su vermem dediği zaman, Her tarlayı sular arkımız bizim. Gideriz, nur yolu izde gideriz, Taş bağırda, sular dizde, gideriz Bir gün akşam olur , biz de gideriz, Kalır dudaklarda şarkımız bizim...
UTANSIN Tohum saç, bitmezse toprak utansın! Hedefe varmayan mızrak utansın! Hey gidi küheylan, koşmana bak sen! Çatlarsan , doğuran kısrak utansın! Eski çınar şimdi noel ağacı; Dallarda iğreti yaprak utansın! Ustada kalırsa bu öksüz yapı, Onu sürdürmeyen çırak utansın! Ölümden ilerde varış dediğin, Geride ne varsa bırak utansın! Ey binbir tanede solmayan tek renk, Bayraklaşmıyorsan bayrak utansın!
AÇ KAPIYI
Aç kapıyı, haber var, Ötenin ötesinden! Dudaklarda şarkılar, Kurtuluş bestesinden.
Biz geldik, bilen bilsin! Gönül gönül dirilsin, İnsanlar devşirilsin, Sonsuzluk bestesinden... DUA Bıçak soksan gölgeme, Sıcacık kanım damlar, Gir de bir bak ülkeme; Başsız başsız adamlar... Ağlayın , su yükselsin Belki kurtulur gemi. Anne, seccaden gelsin; Bize dua et , emi!
O 'NUN ÜMMETINDEN OL
Beri gel, serseri yol! O'nun ümmetinden ol! Sel sel kümelerle dol! O'nun ümmetinden ol!
Sen, hiçliğe bakan yön! Hep sıfır, arka ve ön! Dosdoğru Kabe'ye dön! O'nun ümmetinden ol!
Gel dünya, mundar kafes! Gel, gırtlakta son nefes! Gel, arşı arayan ses! O'nun ümmetinden ol!
Solmaz, solmaz; bu bir renk Ölmez, ölmez; bin ahenk... İnsanlık; hevenk hevenk, O'nun ümmetinden ol!
ALLAH'i Hatirlatan Müslüman Olmak Büyük-kücük, kadin-erkek, genc-ihtiyar herkese tavsiyen sudur: Baktiginiz zaman size ALLAH'i hatirlatanlara arkadas olun; onlarla dostluk kurun...
Birgun Peygamber Efendimiz'e sordular. Dediler ki: -Ya RasûlALLAH kiminle oturalim? Buyurdu: -Görüsülmesi size ALLAH'i hatirlatan, konusmasi amelinizi artiran ve ilim size ahiret istiyaki kimselerle oturun... Bunun asla ihmal etmeyin...Birakiniz ihmal savsaklamaniz(hafife almaniz) bile size helâke götürür. Hayirli bir es, hayirli evlâtlar, hayirli komsular istersiniz degilmi? Nasil olacak bu? Sen hayirli olursan hayirli olursan hayirlisini bulursun...Peygamberimiz Efendimiz bu noktayi da hedef gosteriyor. Buyuruyor ki: "- Sizin en hayirliniz, gördükleri zaman aziz ve celil olan ALLAH'in hatirlandigi kimselerdir..."
Peki, siz ALLAH'i hatirlatan Müslumanmisiniz? Goruldugunde ALLAH'in hatirlandigi insan olmak.... Yuzune bakdiginda ic huzuru duyulan insan olmak... Oturusumuzla-kalkimisla, yememizle-icmemizle, giyinip kusanmamizla, konusmamizla, huyumuzla, ortaya kotdugumuzla, ticaretimizle, siyaetimizle ALLAH'i hatirlatan Müslümana yakisir tavirla temsil edelim. Bizi gören ALLAH'i hatirlasin.
Hedefimiz, Islam'i en guzel sekilde temsil etmek olsun...O'nu hal dilimizle anlatacak kivama eriselim. Bize bakanlar Islami görsünler. Kaliteli Musluman olalim. Cevremizde emniyet ve güven telkin edelim. ALLAH'i cok anarsak, takva ehli olabilirsek bize bakanlarin ALLAH'i hatirlamalarina vesile oluruz.
Su mealdeki ayeti hic unutmayalim: "ALLAH'a cagiran, iyi isler isliyen ve 'ben Müslümanim' diyenden daha guzel sözlü kim olur?"
Bulundugumuz her mekanda inancimizi temsil ettigimizin farkinda olalim. Herkese ALLAH'a giden yolu gösterelim. Bos seylerle oyalanmiyalim. Dünya ve ahiret adina hayirli tesebbuslerde bulunup bu dogrultuda neticeye ulasalim. Unutmayalim ki, bu hâl üzere olanlardir ALLAH'in hatirlanmasina vesile olanlar.
Sorumu tekrar ediyorum:
- SIZ ALLAHi hatirlatan Müslümanmisiniz? Öyle miniz? Görüldügünde ALLAH'in hatirlandigi insan...Bu özellik ve güzellikte olan insanlara insanlik olarak o kadar ihtiyacimiz var ki....Böyle mu'minlere her devirde ihdiyac duyulmusdur. Sahabe'i kiram, birgun Peygamberimize sormus: -Ya ResûlALLAH, biz Sizin yaninizda iken, bambaska kisi oluyoruz. Icimizi bir muhabbet dolduruyor.
Efendimiz buyurdu ki:
"Eger sizler her zaman benim yanimda oldugunuz gibi bulunabilseydiniz, yatarken, gezerken melekler gelip sizinle musafaha ederlerdi."
Demek oluyorki, birlikte bir feyz alis-veris oluyordu. Salih kisilerle birlikteliklerden iyi hâl sahibi olunur. ALLAH'i hatirlatan Müslumanlarla olmak ve de ALLAH'i hatirlatan Müsluman olmak, bütün mesele bu....
- Hz. Ömer şöyle anlatıyor: Medine’ye hicret etmek istediğimiz zaman, ben, Ayyaş b. Ebî Rabia, Hişam b. As sözleştik;
“Yarın sabah, hangimiz Benî Ğıfar kabilesinin Serif semtindeki su havuzu başında bulunmazsa, müşriklerin onu yakaladığı anlaşılacaktır. Diğerleri onu beklemeyip yollarına devam edecektir” dedik. Sabah oraya gittiğimizde Hişam b. As’ı orada göremeyince, müşrikler tarafından hapsedildiğine hükmederek yolumuza devam ettik. Medine’ye vardığımızda, Beni Amr b. Avf oğullarının Kuba’daki yerlerine misafir olduk. Ebu Cehil b. Hişam ile Haris b. Hişam da -Ayyaş onların amcalarının oğlu ve ana bir kardeşleriydi- Hz. Peygamber daha Mekke’deyken geldiler ve Ayyaş’la konuşup ona
“Annen, seni görmedikçe başına tarak vurmayacağına ve güneşten gölgelenmeyeceğine yemin etti” dediler. Ayyaş da annesine acıyarak onlarla beraber Mekke’ye dönmek istedi. Ona
“Vallahi bunlar inancını bozmak ve seni dininden döndürmek için böyle söylüyorlar. Sakın onlara inanma. Şunu iyi bil ki, eğer annen bitlenirse, muhakkak taranır ve eğer sıcağa dayanamazsa, mutlaka gölgeye gider” dedim. Bana
“Annemin yeminini bozmasını istemiyorum. Ayrıca orada biraz param var O parayı da getirmek istiyorum” dedi. Ona
“Biliyorsun ki, ben Kureyş’in zenginlerindenim. Malımın yarısı senin olsun, fakat onlarla gitme” dedim. Fakat beni dinlemedi. Onlarla gitmeye karar verdi. Ona
“Madem ki beni dinlemeyip onlarla gidiyorsun, hiç olmazsa benim devemi al. Çünkü o, soylu ve uysal bir hayvandır. Ona bin, nerede onlardan şüphelenecek olursan, kendini devenin sırtında tut, o seni kurtarır” dedim. Ayyaş deveme binerek, onlarla beraber yola çıktı. Yolda Ebu Cehil, Ayyaş’a
“Kardeşim, devem beni çok sarstı, beni terkine alır mısın?” dedi. Ayyaş da
“Olur” diyerek devesini çöktürdü. Onlar da develerini çöktürüp, Ayyaş’ın üzerine atıldılar. Bağlayarak Mekke’ye götürdüler ve dininden döndürdüler.
Biz dininden döndürülen bir kimsenin tevbesi kabul olunmaz sanıyorduk. Herkes de bunu söylüyordu. Ta ki Rasûlullah Medine’ye geldiğinde şu ayetler ininceye kadar: “De ki: Ey kendileri aleyhinde aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz. Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O çok bağışlayan, çok esirgeyendir. onun için başınıza azab gelip çatmadan (tevbe ile) Rabbinize dönün, ona teslim olun. Sonra yardım olunmazsınız. Haberiniz olmayarak ansızın azab gelmeden Rabbinizden size indirilene (Kur’an’a) uyun!” (Zümer: 39/53-55).
Bu ayetleri yazdım ve Hişam b. As’a gönderdim. Hişam “Bu mektub bana geldiğinde onu Zî Tuva denilen yerde okudum. Onu okuyorum, fakat bir türlü ne demek istediğini anlamıyordum. Nihayet Allah’a “Ey Allah’ım! Bu ayetleri anlamak için, bana anlayış ver” diye dua ettim. Bunun üzerine Allah Teâlâ, bu ayetlerin benim gibiler hakkında nazil olduğunu kalbime ilham etti. Hemen gidip deveme bindim ve Medine’ye doğru yola çıktım. Hz. Peygamber’in yanına geldim.[1]
CENNETE ilk girecek olan zümre "Hammadûn" zümresidir ki, Cenab-ı Hakk'a çok hamdeden ve çok şükredenler demekdir. Hakk Teala Hazretleri:
"Allah'ın nimetlerini saymaya kalksanız sayamazsınız."1buyuruyor. Allah Tealâ'nın maddî ve manevî bir çok nimetleri içinde yüzüyoruz, elhamdülillah. Bu yüzden Allah'a çok çok hamdetmeliyiz. Rabbımız Kur'an-ı Kerîm'de:
CENAB-I HAKK'A bir defa tazarru' ve niyazda bulunmak; hamdetmek bütün dünya nimetlerinden efdaldir. Çünkü dünya nimetleri geçici, Cenab-ı Hakk'ı zikir bakî ve ebedîdir. Bu dünyada Cenab-ı Hakk'ı zikirle ve O'na hamd ile meşgul olanlar kıyamet gününde altı yerde altı vesile ile yine O'na hamdedeceklerdir,
1-Mahşer gününde, " Ey günahkârlar bugün müminlerden ayrılın."3 fermanı ile mücrimler, sâlihlerden ayrıldıkları zaman.
2-Mîzan'da sevapları günahlarından ağır gelip beraat ettikleri zaman.
3-Sırat Köprüsü'nü geçtikleri zaman.
4-Ebedî hayat suyu ile yıkandıkları zaman.
5-Cennete dahil oldukları zaman.
6-Cenab-ı Hakk'ın cemal-i bakemâlini müşahede ettikleri zaman.
Cenâb-ı Allah cümlemizi bu ihsanlara mazhar olan kulları zümresine ilhak buyursun, amin.
HAZRETİ Süleyman (a.s.) Peygamber olmakla beraber arz üzerinde de melikdi Kuşların, hayvânâtın lisânına aşina, cinnîler emri altında, veziri de İsm-i A'zam'a mazhardı. Bir gün saltanatı ile semâda geçerken yerdeki karıncaların reisini çağırıp sordu:
- Neden sürünü yuvaya çağırdın? Ben semâdayım, sen yeryüzündesin.
Karıncaların reisi:
- Baktım ki; Senin saltanatla geçişin benim sürümün bir an için bile olsa Allah'ı zikrine mâni olacak, onları yuvalarına dâvet ettim, dedi.
Însan ruhunun manevî gıdası zikrullahdır. Her uzvun hamdi ayrı ayrıdır. Hamd dil ile başlar. Gözün hamdi ayrı, kalbin hamdi ayrı. Kıyamette kendi nefislerini hamdden alıkoyanlar âyette beyan buyurulduğu veçhile âmâ olarak haşrolacaklar.
"Her kim de benim zikrimden yüz çevirirse, ona dar bir geçim vardır ve onu kıyamet günü âmâ olarak haşrederiz. Benim zikrimden yüz çeviren "Ya Rabbi, benim dünyada iken gözlerim görürdü. Neden burada âmâyım?" dediğinde Cenab-ı Hakk: "Sen orada nefs-i emmarene uyup bana hamdetmeyi unuttun. İşte ayetlerimizi unuttuğun gibi bugün de öylece unutuluyorsun."4 buyurulacaktır.
Dil ile başlayan hamd, sonra kalbe intikal edecek. Kalbin hamdi zikrullahdır. Kalb zikretmiyorsa hasta demektir. Katılık vardır, yumuşatmak lâzım gelir.
Kalb Allah'ı zikre başlar ve devam ederse zâkir kalb, daha sonra manen diri, uyanık kalb haline inkılâb eder. Kalb yumulup açılarak kan deverânını vücuda yayar, inkılâb kabiliyetini haiz bir uzuv zikrullah ile meşgul oldukça kan deverânı ile bütün vücuda tesbîhât yayılır.
KALB, ZİKRE başlayınca deverân-ı dem vasıtasiyle zikir sadra intikal eder. Sadr da zikre başlar. Sadrın zikrinden şerh-i sadr meydana gelir. Kur'an'da dört tane şerh-i sadr âyeti vardır.
"Habibim göğsünü senin faydan için genişletmedik mi?"5
"Rabbim benim göğsüme genişlik ver."6
"Allah kime doğru yolu gösterir, imana muvaffak ederse onun göğsünü imana açar. Kimi de sapıklıkta bırakmak isterse onun kalbini son derece daraltır, sıkar."7
"Öyle ya Allah'ın göğsüne müslümanlık için inşirah verdiği Rabbım'dan bir nur üzere olan kimse kalbini mühürlediği gibi midir?"8
KALBDE başlayan zikir, rûh, sır, hafî ve ahfâya intikal eder, yani letâif-i hamse'de zikir husûle gelir, şerh-i sadr tahakkuk eder.
* * *
Ziyâdeleştirmek: Artırmak, çoğaltmak, Tazarrû ve niyaz: Yalvarmak, yakarmak, dua etmek. Efdal: En üstün. İlhak etmek: Katılmak. İnkılâb etmek: Değişmek, dönmek. Deverân-ı dem: Kan dolaşımı. Sadr: Göğüs, vücudun ön tarafı Şerh-i sadr: Kalb genişliği, gönül genişliği, huzur. İnşirah: Açılma, ferahlık.