Bismillahirrahmanirrahim
"Ey inanmis olan kullarim, muhakkak, benim mülküm olan yeryüzü (çok) genistir.. BU AYETTE HİCRET EMREDİLMİŞTİR..hicret ediniz....
KALPLER ANCAK ALLAHIN ZİKRİYLE TATMİN OLUR...!!
Kalpleri Allahı anmak hususunda katılaşmış olanlara yazıklar olsun onlar apaçık delalet içindedirler (zümer suresi /22ci ayet )
“Ya Rabbi! Senin için yaptığım bütün ibâdet taat ve zikirleri gafletle yaptım...
Şimdi can veriyorum... Gaflet hali devam ediyor.
Allah (Celle Celalühû)’ım bana huzur ve zikir hali ihsân eyle!...
Bundan sonra zikir ve huzur hali içinde ruhunu Rahmana teslim etti...
Allah (Celle Celalühû) dostlarından Attar-ı Şıblî (Kıddesullah) kırk sene ağladı. Başını kaldırıp semaya bakmadı. Ağlamanın sebebi sorulunca “Kabrin korkusundan ve kıyamet gününün heybetinden ağlamaktayım” dedi.
“Semaya neden bakmıyorsun?” diye sorulunca “Meclislerde kahkaha atarak çok güldüm.
Bu yüzden utanıp başımı kaldırıp bakamıyorum.” buyurdu.
Müslümanlar...
Kardeşler... Yoldaşlar...
O büyük Allah (Celle Celalühû) dostları, hayatlarını saniye saniye Allah (Celle Celalühû) için fedâ edenler, bu kadar ağlayıp sızlarken, biz gafiller, günahları dağlar gibi yığılanlar ne de çok kahkaha atıyoruz?...
Kur’an medreselerine vurulan kelepçelere bakıp ağlayalım... Allah (Celle Celalühû) dostu Peygamber (Sallallahu Aleyhi Ve Sellem) varisi âlimlerin bir adi suçlu gibi,
takip edildiğini düşünüp ağlayalım.
Dinimize hakaret edilirken, acûze ihtiyarlar gibi oturuşumuza ağlayalım...
Ağlayalım müminler ağlayalım...
Cennet hayali ile yaşayıp da, Cihadı emri bil marufu
terkettiği için, koşa koşa Cehenneme giden şu zavallı milyonlarca müslümana ağlayalım...
İslâm’ı duyurmanın yasak olduğu bir ülkede, Allah (Celle Celalühû)’ını Peygamberini tanımadan, Kur’an öğrenemeden namaz kılamadan, gençliğini hebâ eden şu milyonlarca gencecik yavruların; Cehenneme nasıl dayanacaklarını düşünüp ağlayalım...
Ağlayalım müminler...
Eğer ağlayamıyorsak kendi halimize ağlayalım...
Hep Ümmetini düşünen Allah (Celle Celalühû)’ın Sevgilisi (Sallallahu Aleyhi Ve Sellem) “Eğer onlara azap edersen, şüphesiz onlar senin kullarındır.
Eğer onları bağışlarsan, şüphesiz sen Azizsin, Hakimsin” (Mâide Süresi: Ayet:118) meâlindeki âyet-i celileyi okuyup sabaha kadar ağlardı.
GEÇİLMEZ Bu kapıdan kol ve kanat kırılmadan geçilmez; Eşten, dosttan, sevgiliden ayrılmadan geçilmez. İçeride bir has oda, yeri samur döşeli; Bu odadan gelsin diye çağrılmadan geçilmez. Eti zehir, yağı zehir, balı zehir dünyada, Bütün fâni lezzetlere darılmadan geçilmez. Varlık niçin, yokluk nasıl, yaşamak ne, topyekün? Aklı yele salıverip çıldırmadan geçilmez. Kayalıklı boğazlarda yön arayan bir gemi; Usta kaptan kılavuza varılmadan geçilmez. Ne okudun, ne öğrendin, ne bildinse berhavâ; Yer çökmeden, gök iki şak yarılmadan geçilmez. Geçitlerin, kilitlerin yalnız O'nda şifresi; İşte, işte o eteğe sarılmadan geçilmez!
''Ben" Diye sızlanmaya başladığımızda ben'in dışındaki her şeyi unuturuz. Kâinat ben'den ibaret olur. Ne kadar önemliyizdir o an Ve ne kadar vazgeçilmez! Topu topu bir hayatlık canımız varken... Bir hayat Doğumla ölüm arasında Gittikçe daha hızlı geçen Her an bitmeye doğru giden Bir hayat Ve Ben duygusu İstediğin kadar ben diye sızlan. Herkes sorar içinden ve asla sezdirmez karşısındakine; Kimsin sen? Senden bana ne? Sahtekâr tebessümler Sahtekâr dinleyişler Sen ilk kandırılan değilsin. Sen ilk yaralanan değilsin Sen ilk yarı yolda bırakılan değilsin Sen ilk ayrılık yaşayan değilsin Sen ilk derde ve belâya düşen değilsin Ve sen ilk aşık olan değilsin Sen ilk üzülen değilsin. Ve aslında sen bir baksan aynaya Ben bir baksam Hiç
Kim böylesine yaralanmıştır? İhanete uğramıştır? Ya Hazret-i İbrahim? Sevgili eşini ve sevgili oğlunu ilâhî bir buyrukla çölün ortasında bırakmak zorunda kalışı Hazreti Hacer'in, arkasından Bizi burada yapayalnız kime bırakıyorsun? sorusu Ama ilahî bir buyruk olduğunu öğrendiğinde, tevekkülle teslimi Hangi anne bebeğiyle çölün ortasında kalmaya razı olmuştur. Yapayalnız Hangi baba bırakmaya? Ve kardeşlerin yanlışta birleşip, bir başka kardeşi kuyuya atmaları Yani ölüme Kim Hazreti Yakup kadar hasret çekmiştir. Kim Hazreti Yusuf kadar meşakkat? Ve kim Züleyha gibi aşık olmuştur; üstelik yaratılmışların en güzeline Ve kim onun gibi mahcup olup, onun gibi kavuşmuştur? Kim? Sonra Hazret-i Eyyub Malını, mülkünü ve evladını bir anda kaybedip Derdin, belânın, hastalığın en ağırına Kim onun gibi sabretmiştir? Kim onun sevgili hanımı Rahime gibi, şehirden kovulduklarında yıkılmamış,
eşine bakmaya devam etmiştir. Hangi kadın? Ve kavminin Hazret-i Musa'ya çektirdikleri? Her an vazgeçmeleri Her an şüphe duymaları Her an akıl almaz ve edep dışı isteklerle bunaltmaları Ve yaratılmışların en üstünü En güzeli En Sevgili Peygamberim En çok çile çekeni Anlatamam Rabbimizin bütün elçileri, bütün sevgilileri,
doğmakla ölmek arasındaki kısacık hayatları kurtarmak için gelmişler Ve o hayatlara ibret olsun diye acıyı,
ihaneti, kandırılmayı, terk edilmeyi, hastalığı, derdi, belâyı yaşamışlar Ben değil, hiç olduğumuzu anlatmışlar; Hiç olunca sevgili olunacağını anlatmışlar Anlamış mıyız? Acı, çile, ihanet, ayrılık, aşk, hüzün, hastalık, zarar, ziyan, hasret, felâket Anlayalım diye, en zorunu, uygulamalı olarak göstermişler Hiç Ben dememişler...
İnsanlar, doğduğu yerde değil, doyduğu ve can ve mal güvenliğinin olduğu yerlerde yaşarlar. Bu, hayatın genel prensibidir. Bu sebeple dünya tarihi boyunca sürekli, bazen kitleler halinde, çoğu zaman da münferiden bir yerden başka bir yere hareketler olagelmiştir. Dünya tarihinde varlık göstermiş 27 kadar medeniyetin tamamı, göç eden toplumların taşıdığı kültürlerin kaynaşması sonucu meydana gelmiştir. Haçlı seferleri ile Müslümanlarla tanışan Batılılar da o günden beri Müslümanlardan çok şeyler öğrenmişlerdir.
Allah Tela da, kendi rızası için yapılan hicretleri övmüştür:
“Ve men yühacir fi sebilillahi yecid fil ardi murağaman kesiren ve saah”
“Kim Allah yolunda hicret ederse, yeryüzünde gidecek çok yer ve bolluk bulur. Kim Allah ve Resulüne göç etmek üzere evinden çıkar ve sonra ona ölüm gelirse, onu ödüllendirmek Allah’a düşer.”(4/Nisa,100)
Peygamberimiz ilk vahyi müteakip Varaka bin Nevfel’i ziyareti sırasında hicretin ilk sinyalini almıştı.
Hicret, bir çok peygamberin adeta ortak kaderidir:
1-Hz Adem, Cennetten Dünya’ya gönderilmiştir.
2-Nuh(a.s), gemi ile başka diyara,
3-İbrahim (a.s), Nemrutun şerrinden Suriye’ye,
4-Lut (a.s),Ürdün’den başka bir diyara,
5-Yusuf(a.s),ardından babası Yakup (a.s) Kenaneli’nden Mısıra,
6-Hz Musa, Mısır’dan Filistin’e,
7-Hz Yunus, Tarsus civarına( ceza olarak)
8-Peygamberimiz (s.a) de Mekke’den Medine’ye göç etmişlerdir.
Mekkeli müşrikler, İslam dininin yayılmasını önlemek için çeşitli yollara başvurdular. Önce işi hafife aldılar, sonra alay etmeye başladılar, psikolojik baskı yöntemleri uyguladılar. Bu yöntemin de kar etmediğini görünce daha çok kimsesiz, gariban,Müslümanlara karşı işkenceye, fiili ve fiziki müdahaleye başvurdular.Peygamberimiz Müslümanları korumak için bi’setin(peygamberliğin) beşinci yılında ilk olarak otuz kişilik bir grubun, ardından da 80 kişilik bir grubun Habeşistan’a hicret etmesine izin verdi. Hırıstıyan fakat müslümnalara karşı hoşgörülü olan Habeş Kralı Necaşi, muhacir Müslümanlara ülkesini açtı. Burada Müslümanlar, hicretin yedinci yılına kadar kaldılar. İslam tarihinin öenmli dönüm noktası sayılan asıl hicret, 622 yılında, Mekke’den Medine’yeMekkeli Müslümanların göç etmesiyle gerçekleşti. Tebliğ faaliyetlerini aralıksız sürdüren Peygamberimiz, Peygamberliğin onbirinci yılında Akabe denilen bir mevkide Medineli altı kişinin hidayetine vesile oldu. Bir yıl sonra Akabe’de Medineli oniki Müslüman, Müslümanlığını ve Peygamberimize bağlılığını ilan etti. Bu olaya birinci Akabe biatı denir. İslam dinini Medineli yeni Müslümanlara öğretmesi için Mu’ab bin Umeyr’i öğretici olarak görevlendirdi. Mu’ab ve Medineli yeni Müslümanlarınetkili çalışmaları sonucu Medine’de Evs ve Hazrec kabilelerinin çoğuna yakını kısa sürede Müslüman oldu. Ertesi yıl yine Akabe’de ikici buluşma gerçekleşti. Bu defa Medineli kadınlı erkekli yetmiş iki kişi Müslümanlığını ve Peygamberimize bağlılığını ilan ettikten sonra Peygamberimizin Mekkeli Müslümanların içinde bulunduğu zor durumun farkın olduklarından onları Medine’ye davet etmişlerdir.
Peygamberimiz (s.a.s), bu daveti memnuniyetle kabul etmekle birlikte bu davetin Medinelilere bir takım sorumluluklar getireceğini gerekmesi halinde savaşmak durumunda dahi kalabileceklerini hatırlatmış onlar da Allah için her türlü yükümlülüğü seve seve üstleneceklerini söylemişlerdir.
“İnnallaheştera mine’l-mü’minine enfusehum ve emvalehum biennelehumü’l-cenneh”.(Allah, Mü’minlerden, Cennet karşılığında mallarını ve canlarını satın almıştır.) (9/Tevbe, 111) Bu ayet, ilk etapta büyük fedakarlıkları göze alan Medineli Müslümanlara ve daha sonra da malı ve canı ile Allah yolunda fedakarlık yapan bütün Müslümanlara bir müjdedir.
“Ve in kadü leyestefizzuneke mine’l-ardı lüyuhricuke minha ve izellayelbesüne hilafeke illa kalila…” (17/İsra,76)
(Yine onlar, seni yurdundan çıkarmak için neredeyse dünyayı başına dar edecekler. O takdirde, senin ardından kendileri de orada fazla kalamazlar.) Nitekim hicretten on yıl sonra Mekke fethedilerek bu mucize haber gerçekleşmiştir. Senden önce gönderdiğimiz peygamberler hakkındaki kanun( budur) Allah’ın kanununda hiçbir değişiklik bulmazsın. İsra suresi 78 ve 79. ayetlerde belli vakitlerde namaz kılınması hatırlatıldıktan sonra 80 ve 81 ayetlerde şöyle deniliyor:
“Ve şöyle niyaz et: Gireceğim yere dürüstlükle girmemi sağla, çıkacağım yerden de dürüstlükle çıkmamı sağla. Bana katından hakkı ile yardım edici bir kuvvet ver. Yine de ki: Hak geldi batıl yıkılıp gitti. Zaten batıl yıkılmaya mahkumdur.”80. ayette yer alan güç(sultan) kelimesi, hicreti müteakip kurulan İslam devleti ve medeniyeti olarak tefsir edilmiştir.